Ana Sayfa | Özgeçmiş | Yayınlar| Fotoğraflar| Videolar| Basından |İstatistik | Linkler | İletişim | Sitene Ekle

 

ARAMA


Gelişmiş

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası

Selçuklu Çağı Mimarisinin en önemli yapıtlarından biri olan Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine 358. sıradan, "kültürel" bir yapıt olarak 6 Aralık 1985 tarihinde dâhil edilmiştir.

Categorie  Kategori : TURİZM
Comments  Yorum : 0
Reading  Okuma : 4208
Date  Tarih : 29.07.2012

Share |

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Divriği Ulu Cami’nin bir başka özelliği UNESCO “Dünya Mimari Anıtlar Listesi” nde yer alan tek Türk eseri olmasıdır.

Divriği Ulu Cami; Türklerin Anadolu fethinden sonra kurulan devletler arasında en az bilinen beyliklerden Mengücek Beyliği’nin Divriği kolunun hükümdarı Ahmet Şah ve karısı Erzincan beyi olan Fahreddin Behramşah’ın kızı Turan Melek tarafından Ahlatlı Hürrem Şah’a yaptırılmış bir erken dönem külliyesidir. Mimarın başka bir yapıtta isminin görülmemiş ve duyulmamış olması dikkat çekicidir.

 

Fotoğraf 1- Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi’nin İstanbul Miniatürk’te bulunan maketi

Eser, Kuzey Taç Kapısı’nda bulunan kitabeye göre 1228-1229 tarihlerinde tamamlanmıştır. Külliye, bir cami, ona bitişik bir şifahane ve şifahanenin bir odasında bulunan Ahmet Şah’la karısının türbesinden oluşur.

Ulu Cami Külliyesi’nde, beşi bani adı ve tarih, altısı usta adı veren onbir kitabe karşımıza çıkmaktadır. Caminin doğu cephesindeki pencerenin üzerinde Ahlatlı Nakkaş Ahmed, minberde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed ve hattat Mehmed, güney duvarındaki ayet şeridi üzerinde Mehmed oğlu Ahmed’in adları yazılıdır.

Divriği Ulu Camii ve Dârüşşifası, Selçuklu dönemi içinde küçük sayılabilecek yapı topluluklarından biridir. Ancak yapı topluluğu, Selçukluların yanı sıra Mengücekli çevresinde de ekip çalışmasının varlığını gösteren önemli bir örnektir. Caminin yapımında çalışan mimarlar kendi geleneksel sanat anlayışlarını uygulayarak, karışık motiflerle özgün bir eser ortaya çıkarmıştır.

Eser; taç kapıları, mihrap duvarı bezemeleriyle eşsiz taş ustalığı sergilemektedir. Eserin yapımında çevresindeki taş ocaklarından çıkarılmış bir cins tüf malzeme kullanılmıştır.

Cami dikdörtgen planlıdır

Cami dikdörtgen planlıdır ve kesme taşlarla kaplanmıştır. Caminin iç mekânı, farklı genişlikte yirmi beş birime ayrılmıştır. Büyük boyutlu mihrap önü birimi tromplarla (binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi) geçilen dilimli, orta bölüm ise oval birer kubbeyle örtülüdür. Sekizgen aydınlık açıklığı bulunan orta bölümün kubbesi sekizgen piramidal külâhla örtülüdür. Diğer birimlerin örtü sistemini haç, yıldız ve bileşik tonozlar (herhangi bir mekânın üstünü örtmek amacıyla taş tuğla ya da beton kalıplarla oluşturulan, kavisli tavan örtüsü) oluşturmuştur. Güneydoğudaki Bey-Hünkâr Mahfili de bileşik tonoz örtüsü ile dikkat çekmektedir.

Fotoğraf 2- Divriği Ulu Cami farklı bir açıdan görünüm
 
 

Caminin mihrap önü kubbesi ve geçiş sistemi, tonozlarının yanı sıra, Bey Mahfilinin kısa bir süre önce kaldırılmış ahşap kiriş ve dikmelerinde kırmızı, beyaz ve yeşil renkte geometrik ve bitkisel kalem işi bezemeler görülmekteydi.

Caminin batı bölümünün 16. yüzyılın başındaki büyük depremde tamamen yıkılıp, yeniden yapıldığı anlaşılmıştır. Kanunu Sultan Süleyman döneminde gerçekleşen tamirle birlikte esere 1523 tarihinde özgün yapıda olmayan bir minare eklenmiştir. Minare, caminin kuzeybatı köşesinde yer alır ve silindirik gövdelidir. Ulu Cami, özgün boyalı nakışları ile de 13. yüzyıl Anadolu-Türk mimarlık örnekleri arasında özel bir konuma sahiptir.  

Mihrap; Biçimi ve dekorasyonu ile Anadolu’da benzeri yoktur. Mihrap çok sade, sivri kemerli bir niş olup, kapılarda görülen baroklaşmış rumi şekillerin derin ve iri silmeleriyle iddialı bir hale sokulmuş ve fazlasıyla görünür hale gelmiştir. Mihrap kubbesinde dört küçük pencere vardır. Bunlardan üçü tan ağarırken, günün ilk ışıklarını içeriye biraz sabahyıldızı şeklinde ulaştıran, kubbeye gök boşluğu havası veren ustaca düşünülmüş yıldız biçimli deliklerdir.

 

Minber; Divriği Ulu Caminin minberi ahşap olup, yüksekliği 6-7 metre, derinliği 4,2 metre, eni bir metre 3 santimetredir. Bu minber ahşap geçme işlemeleri yönünden bir atılımın görülmediği çağda yapılmış çok iyi bir örnektir. Üzerinde ad ve kitabelerin yanı sıra çok sayıda kutsal söz bulunmaktadır. Hadis ve ayet yönünden Anadolu’nun diğer minberlerinden zengindir. Minberin 22 yazıcısından üçü yaptırıcı veya sanatkâr imzaları, diğer 19’u kutsal sözlerdir. Minberde Tiflisli İbrahim oğlu Ahmed ve hattat Mehmed’in isimleri yazılıdır. Minberin üzerindeki yıldız ve levhacıklar 5 ve 12 köşelidir.

Taçkapılar ve pencere

Divriği Ulu Caminin kuzey cephesinde Kuzey Taç Kapısı, batı cephesinde Batı Kapısı ve Darüşşifa Kapısı, doğu cephesinde kapı olup bugün anıtsal pencere olarak kullanılan taç kapılar bulunmaktadır.

Divriği Ulu Caminin Kuzey Taç Kapısı ile Şifahane kapısı, çağın bilinen taç kapı örneklerine benzemez. Genel bir tanımla cepheden taşan bir dikdörtgen prizma ve girişi oluşturan büyük bir niş olarak taç kapı tanımlansa da ortaçağ düzeninin taç kapıları burada görülmez.

Kuzey Taç Kapısı; Kuzey cephenin ortasında bütün Selçuklu eserlerinin kapılarında görüldüğü gibi, yapıya göre daha yüksek kurulmuş, süslemeleri yönünden benzerine rastlanılmayan bir sanat eseridir. Barok stilde tasarlanmış olan bu taç kapı 14,5 metre yükseklikte ve 11,5 metre eninde,4,5 metre derinliğindedir. Portal duvar cephesinden ileriye doğru 1,6 metre dışa doğru taşırılmıştır. Kapı; genel bir şema olarak dönemin iç içe geometrik çerçevelerinden oluşan taç kapılarına benzer. Ancak bu geometrik mimari; taç kapıyı dev bir çelenk gibi sararak süsleyen ve büyük olasılıkla soyut bir hayat ağacını simgeleyen yüksek kabartma ve çeşitli derinliklerde üsluplaşmış palmet (dilimli simetrik yaprak) düzeniyle geometrik etkisini yitirmiştir.

Fotoğraf 3- Caminin Kuzey Taç Kapısı’nda taş yontu ustalığı mükemmeldir.
 
 

Taçkapı nişlerinde Hint mimari esintisi görülmektedir. Bunun Harzemşah’la Anadolu’ya gelen bir sanatçının emeği olması ihtimali yüksektir. Kuzey Taç Kapısının üzerinde ise şu kitabe yer almaktadır; "Allah’ın rahmetine muhtaç zayıf kul Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet bu mübarek caminin inşasını emretti, Allah mülkünü daim kılsın."

Fotoğraf 4- Kuzey taçkapısı üzerinde bulanan süsleme detayları
Batı Taç Kapısı;  Caminin batı yönünde bulunan Çarşı Kapısında, 9,5 metre yükseklik, 6 metre en, 2,6 metre derinlik ve 1,4 metre taşma vardır. Taç kapısının bulunduğu cephe tamamen yıkılıp, yenilendiği için temeli ve bazı özgün pragmanların kullanılmasına karşın, kuzey taç kapısının aksine tümüyle geometrik, özgün, fakat dönemiyle ilişkisi olmayan bir kompozisyondur. Kapının bütün yüzeyini ince ayrıntılarla, zengin bitkisel motifler örtmektedir. Bu süsleme, adeta bir halı ve eşsiz desenlerle bezeli bir kumaşa benzetildiğinden bazı bilim adamları tarafından “Tekstil Kapı” denilmiştir.

Fotoğraf 5- Batı Taç Kapısının genel görünüşü

Geometrik motifler arasında zencerek (bordür süsleme unsuru) balıksırtı, dörtgen, baklava, altıgen ve yıldız geçmeler; bitkisel motifler olarak farklı düzenlemeler içinde kıvrık dal, palmet (dilimli simetrik yaprak) rumî (Anadolu Selçuklularının üsluplaştırdıkları filiz, yaprak ve hayvan ögelerinden oluşmuş dolaşık süsleme) ve yer yer de lotuslar (Nilüfer cinsinden pek çok bitkiye verilen ad)  görülmektedir. Daha da ilginci, portalin dış kenarlarındaki mukarnas kavsaralı (yarım kubbelerin içini dolgulayan bir İslam sanatı) nişlerde, figürlü süslemeye yer verilmiş olmasıdır.

Kapı çıkıntısının sağ ve solunda Selçuklu eserlerinde görülen çift başlı birer kartal, nişin yan yüzeyinde ise tek başlı bir kartal bulunmaktadır. Tek başlı kartalın yapının kurucusu Ahmed Şah’ı, çift başlı kartalın ise Mengücek Oğullarının bağlı olduğu Anadolu Selçuklularının Sultanı I. Alâeddin Keykubad’ı simgelediği düşünülmektedir. Pek çok hanedan tarafından kudret ve egemenliği işaret eden bu semboller, hiçbir yerde Divriği Ulu Cami’deki kadar zarif işlenmemiştir.

Batı taç kapısının Kanuni dönemi tamiratında yapıldığı sanılmaktadır.

Darüşşifa Taçkapısı ( Şifahane Kapısı); Bu kapıda da işçilik Kuzey Taçkapısı gibi mükemmeldir. Yapıda önce caminin tamamlanmaya çalışıldığı ve özellikle hayat ağacı çelenginin bitirildiği, şifahane kapısının işlemesinin ise tamamlanamadığı görülmektedir. Kapı kaidesinden taç kemere ve taç kemerden aşağı doğru iki yönde çalışmaya başlanmış ve bu işleme iki yönde de bitmemiştir. Döşeme üzerindeki kaide frizi, iç kemer bezemesi, kapı nişinin arka duvar bezemesi yarım kaldığı için kapının oluşturacağı bütünlük ortaya çıkmamıştır.

Fotoğraf 6- Şifahane kapısında işçilik Kuzey Taçkapısı gibi mükemmeldir.

Şifahane kapsının özelliği giriş kapısı üzerinde pencereyi ikiye bölen zengin bezemeli sütundur. Bu sütunun hiçbir statik amacı bulunmamaktadır. .Bu sütun kendi başına büyük bir heykel olarak kabul edilebilir.

Divriği şifahanesi Anadolu ortaçağ mimarisinde insan figürünün kullanıldığının bir kanıtıdır. Bu kapının iki yanında 19. yüzyılda bağnaz gruplar tarafından tahrip edilen, güneş ve ayı temsil ettiği düşünülen, solda erkek (ya da güneş, belki de yapı kurucusu) sağda kadın (ya da ay, şifahaneye adını veren Sultan) iki figür vardı. Bunların varlığı heykel sanatının evrimi açısından bir önem taşımaz. Ancak Anadolu-Türk toplumunun13. Yüzyılda figür kullanımına eğilimini, figüre karşı olan İslami görüşlere karşı tavrını ortaya koyar.

Doğu Cephesi- Selçuklu Taçkapısı; Caminin güneydoğu cephesinde mihrap açıklığı hizasında döşemeden çok yukarıda kalan pencere “Hünkâr Mahfili Kapısı “ olarak değerlendirilmiştir. Portalın sonradan pencereye dönüştürüldü iddia edilse de, pencerenin giriş kapısına benzeyen bir kurgusu yoktur.

Hünkâr Mahfili kapısı, diğer portallere göre daha sade bir anlayışta ele alınmıştır ve yine beden duvarından dışa taşkındır. Sivri kemerle kuşatılmış on bir sıra mukarnas kavsaralıdır. Dıştan geometrik ve bitkisel bezemeli iki şeritle sınırlandırılmıştır. Dış şeritte kıvrık dal, rumî ve palmetlerle; iç şeritte yıldız geçmelerle oluşturulmuş düzenlemelere yer verilmiştir. Kurgusu ve süsleme programıyla Selçuklu portallerini anımsatması nedeniyle “Selçuklu Kapısı” olarak adlandırılmıştır.

Şifahane

Camiye bitişik olarak yapılmış halk dilinde “medrese” diye de adlandırılmaktadır. Bu günkü hastanelerin görevini yapan Divriği Şifahanesi Anadolu’daki darüşşifalarının en eski, en sağlam ve en bozulmamış olanıdır. Camiye güney yönünden bitişik olan darüşşifa (Turan Melek Darüşşifası), Ahmet Şah’ın eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmıştır.

Fotoğraf 7- Şifahanenin içten görünüşü

Şifahane, kesme taştan yapılmıştır. Kapalı avlulu, üç eyvanlı ve batı kanadı çift katlıdır. Camiden farklı olarak doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen plânlıdır. Avlusu, bezemeli sütunlara çift yönlü kemer atılımıyla haçvari dokuz bölüme ayrılmıştır. Orta bölümün üzeri, iki yanda beşik tonoz kollarının, ortadaki köşe taşlı sekizgen kasnakla birleştiği camlı demir doğrama bir külâhla örtülüdür. Yapıda beşik, sivri, aynalı, çapraz, haç ve yıldız tonozlar da karşımıza çıkar. En belirgin örtü sistemi, ana eyvanın yıldız tonozudur. Eser Orta Asya Türk yapı geleneğine bağlıdır. Günümüze bozulmadan gelen en eski ve sağlam Selçuklu Tıp Merkezlerinden biridir.

Türbe

Ana eyvanın kuzeyindeki dikdörtgen plânlı, batısı beşik tonozla, doğusu tromp geçişli bir kubbeyle örtülü mekân “Türbe” olarak yapılmıştır. Türbede on altı sanduka yer almaktadır. Batıda, ilk sırada ortadaki firuze sırlı tuğla ile kaplı olanı yapının banisi Turan Melek’e, orta sırada batıdaki firuze çinilerle kaplı olanı Ulu Cami’nin banisi Ahmed Şah’a aittir. Türbenin tümüyle bezemesiz olması, bunun yapıda en sona bırakılmış cami ve medresede görüldüğü gibi, tamamlanmamış olduğunu göstermektedir.

 

Bir mimari şaheseri olan Divriği Ulu Cami ve Şifahanesi’nin kültür mirasımıza kazandırılmasında Prof. Dr. Doğan Kuban’ın büyük çabaları olmuştur. Kuban, Divriği Ulu Cami’yi bir Asya sanat müzesi olarak yorumlamıştır. Eserin geniş kitlelere tanıtılmasında Yüksek Mimar Basri Hamulu ile Mimar Cemal Emdem’in hazırladığı “Cennetin Kapıları” sergisinin önemli bir payı olmuştur.

Sivas’ın Divriği ilçesinde bulunan bu eşsiz eser Selçuklu Sanatının derinliği ve özeni, taş yontusunun yaratıcılığında ulaşılan zirve açısından mutlaka görülmelidir.

Araştırma: Haldun DOMAÇ

Yazdırılabilir Sayfa Sayfayı Yazdır | Word'e Aktar Worde Aktar | Tavsiye Et Arkadaşına Gönder | Yorum Yaz Yorum Ekle

TURİZM

En Çok Okunanlar

ANKET

Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nde gruptan çıkar mı?




Tüm Anketler


RSS | Giriş